2002-2007
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Siirt Valiliği, Hedef Alliance Holding A.Ş’nin parasal desteğiyle Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yard.Doç.Dr. Haluk Sağlamtimur tarafından Siirt-Türbe Höyük’te gerçekleştirilen kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkartılan arkeolojik ve yazılı buluntular, Siirt ve çevresinin erken dönemlerdeki sosyal ve siyasi tarihini aydınlatıyor.
Proje aşamasındaki Ilısu Barajı Su Toplama Havzası’nda bulunan Siirt-Türbe Höyük’teki kazı çalışmaları 2002 yılından beri devam etmektedir. Höyükte gerçekleştirilen kazı çalışmalarına göre Türbe Höyük’teki ilk iskan M.Ö. 6. binyıla tarihlenen Halaf kültürü ile başlamaktadır. Bu döneme tarihlenen buluntular höyük üzerine yapılmış olan M.Ö. 2. binde yapılan kale tarafından tahrip edilmiştir.
Ancak bu döneme tarihlenen 2 taş sanduka mezarın içine bırakılan iskeletler ve tüm kaplar Halaf dönemine ait yeni veriler sunmaktadır. İki mezardan birinin içinde 7 adet, diğerinin içinde ise 8 adet kafatası olmasına rağmen, bu kafataslarına ait vücut kemikleri bir kişi hariç mezarların içerisine bırakılmamıştır. Bunlar bir aileye veya salgın hastalık sonucu ölenlerin toplu gömüldüğü bir yerleşime ait mezarlar olabilir.
 |
 |
|
Türbe Höyük 2002 - Kazıdan Önce
|
Türbe Höyük 2006 - Kazıdan Sonra
|
Bunların dışında bu dönemde yaşayan topluluk üyelerinin din anlayışına bağlı bir gömü geleneği olması da muhtemeldir. Bu tabakanın üzerinde M.Ö. 4. binyıla tarihlenen Obeyd dönemi kalıntıları yer alır. Bu iki dönemde de yerleşimin, Van Gölü’nün kuzeyinde bulunan ve dönem ekonomisi açısından önem taşıyan obsidiyenin Mezopotamya’da bulunan yerleşimlere ulaştırılmasına yönelik ara bir istasyon olarak iskân edildiğini düşünmekteyiz.
Bu evrenin en önemli buluntusu M.Ö. 4. binyılın ikinci yarısına tarihlenen göz idoldür. Anadolu’da ender olarak bulunan bu idol bu alandaki tapınma hakkında bilgi vermektedir. Kazılarda M.Ö. 3. binyıla tarihlenen buluntuların ele geçmemesi höyüğün bir süreliğine terk edildiğini göstermektedir. Muhtemelen bu dönemde madencilik faaliyetlerinin yaygınlaşması, bu bölgenin terk edilmesinin ana sebebi olmalıdır.
Bundan sonra değişen yeni koşullar sonucu bu dağlık bölge stratejik önemini kaybetmiştir. Tarım alanlarının çok az olduğu vadi içerisinde yaşamaya çalışan bölge halkları ise bu dönemde yeni bir yaşam biçimi olarak hayvancılık ile birlikte göçebe bir yaşam sürdürmüş olmalıdır. M.Ö. 2. binyıla gelindiğinde höyük üzerine bir kale inşa edilmiştir. Kale yaklaşık olarak 70 x 30 metre boyutlarındadır. Kale duvarlarının Botan Suyu’na bakan batı tarafındaki kalınlığı 3 metre genişliğindedir. Kalenin içerisinde ise farklı evre ve boyutlarda inşa edilmiş 15 yapı bulunmaktadır. Kalenin yapımından sonra ihtiyaç durumuna göre kalenin dışına farklı boyutlarda mekanlar eklenmiştir.
Bu yapıların birinde ortaya çıkartılan “Taş Ruh” heykeli bu bölgenin dini inançlar açısından Mezopotamya’nın etkisi altında olduğunu göstermektedir. Kale ve çevresindeki yapıların içerisinden çok sayıda arkeolojik buluntu ele geçmesine rağmen, 2004 yılı kazı çalışmalarında ortaya çıkartılan bir kil tablet bölgenin sosyal ve siyasi tarihi açısından önem taşımaktadır. Akad dilinde çivi yazısıyla yazılmış olan tabletin ne yazık ki sadece yarısı korunabilmiştir. Tablette koyun, dokuma ürünleri, dokumacılar ve kamış temini ile uğraşan bir kişinin ismi geçmektedir. Tablette sıradan gündelik işlerin yazılmış olması, bölgede bu dönemde yaşayan insanların siyasi ve idari açıdan örgütlü olduklarını ve listede adı geçen mal gruplarının ise başka şehirlere gönderilecek siparişler olduğunu göstermektedir.
Bulunan tablet İmparatorluk öncesi Erken Mitanni dönemine tarihlenmektedir. Mitanni İmparatorluğu’nu oluşturan halklar, M.Ö. 3. binyılın sonlarında Yukarı Mezopotamya’dan Suriye, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Akdeniz yöresine doğru yayılarak buralarda küçük devletçikler halinde örgütlenmişler, daha sonra ise M.Ö. 16. yüzyılda birleşerek Mitanni Devleti’ni kurmuşlardır. Mitannilerin merkez bölgesi muhtemelen Habur Irmağı’nın üst kesimleridir. Başkentleri Waşşukani’nin yeri kesin olarak bilinmemekle birlikte Mardin yöresinde olduğu düşünülmektedir. M.Ö. 14. yüzyılda Orta Anadolu’daki Hititlerin yükselişine kadar bu coğrafyada Mısırlıların başlıca rakibi Mitanni İmparatorluğu’dur.
Hititler bu tarihlerden itibaren Mitanni topraklarının batı bölgelerini işgal ederler. Mitanniler daha sonra Fırat Irmağı’nın batısındaki topraklarını yitirerek kültürel olarak gerilemeye başlarlar. M.Ö. 13. yüzyılda Assur Devleti’nin güçlenmeye başlamasıyla birlikte Mitanni İmparatorluğu yavaş yavaş tarih sahnesinden çekilir.
Bu tarihten sonra stratejik önemini kaybeden höyük terkedilmiş, Ortaçağ’dan itibaren yakın zamanlara kadar mezarlık alanı olarak kullanılmıştır.